Gezi Günlükleri – Düş Şehri ”Venezia” Venedik

Ne yeryüzünde ne denizde iki mavinin arasına süzülmüş; estetiğin, romantizmin ve aşkın şehrinde ruhum çakılı kaldı. Tıpkı Venedik gibi.

Dünyada ama dünyadan ayrı. Ayaklarınız yere basıyor ama bastığınız yer,  yeryüzü değil. Hayattan bağımsız bir özgürlüğü var. Zaman sanki durmuş. Birbirine benzeyen, birbirine bağlanan dar sokakları, köprüleri, yaşam ırmakları, kanalları bir labirentte benzer izler bırakır gibi yalnız hissettirmiyor, içinizdeki boşluğu sarıp sarmalıyor. Sular yükseliyor, sular alçalıyor, zaman geçiyor. Venedik bir düş gibi kalıyor.

İnsanın çaresizliğine çare aramasına, hayal dünyasının, düşünce gücünün ufuklarına hayret ettim Venedik’ de. Ağaçsız, topraksız, çiçeksiz bir şehir nasıl olur da insana bu denli huzur verirdi …

Masal olsan bir daha okurdum, şiir olsan ezber eder, dilimden düşürmezdim. Hayal olsan hep kurardım. Sen bir düşsün Venedik.

Dünyaya kazık çakamayacak olan insan, gidip denize çakmış kazıkları ve bu günki Venedik çıkmış ortaya. Nasıl mı?

Uçsuz bucaksız sazlıklarla kaplı bir lagün. Venedikliler, yazları tuzlaya dönüşen bu lagününden elde ettikleri tuz sayesinde ticareti geliştiriyorlar. M.S 402 yılında Bizans İmparatoru Gotlarla anlaşıyor ve saldırılarının yönünü Konstantinapolis’ten İtalya topraklarına çeviriyor. Gotlar tarafından yakıp yıkılan şehirlerinden kaçmak zorunda kalan Veneto bölgesi halkı çareyi akar suyun yönünü değiştirerek bu akarsuyu lagüne doğru yönlendirmekte buluyor. Böylece şehrin etrafı sularla kaplanıyor. Yüzyıllar boyunca ekmeğini lagünün nimetlerinden kazanan Veneto halkı bu su parçasında hayatta kalmayı çok iyi beceriyor, atlı akıncılar olan Gotların ise bu bataklıkta ilerlemesi imkansız hale geliyor. Kendini Gotlardan korumaya çalışan Veneto halkı böylelikle dillere destan Venedik’in temellerini atmış oluyor. Önce, çevredeki ormanlardan kestikleri kütükleri yüzdüre yüzdüre getiriyor, sonra minik çamur adacıklarının arasındaki kanalları derinleştirip çıkan çamurla bunların zeminini biraz daha güçlendiriyor ve sonra da kazıkları bir bir çakarak çamurla sıvadıktan sonra yaşam alanlarını yaratıyorlar. Kazıkların bir kısmı şuan Slovenya ve Hırvatistan olan bölgeden getirilmiş  meşe, karaçam gibi suya dayanıklı ağaçlar.Ahşabın çürüyebilmesi için hem hava hem de suyun aynı anda ahşaba nüfus etmesi gerekirmiş. Suyun altında oksijen olmadığı için ve lagün suyunun zengin alüvyonları ve killi toprağı kazığın etrafına toplamasıyla aksine ahşap kazıklar bir kaya kadar güçlenip kazığın çürümemesini sağlıyormuş.(Evrenin mucizesi Venedik)

Avrupa ve deniz ticaretinin başkenti olan şehir aynı zamanda sanata da ev sahipliği yapmış. Rialto Köprüsü, Ahlar Köprüsü, Dükler Sarayı, Aziz Mark’ın Çan Kulesi, Saat Kulesi ve muhteşem San Marco Bazilikası ile Meydanı görmeye doyamadığım yerler arasında. Venedik’de her yer tiyatro sahnesi, her yer dekor, her yer film seti. Maskeleri, gondollarıyla başlı başına sanat eseri olmuş; onlarca ressam, tiyatrocu ve yazarın izlerini bıraktığı bu kente, hayatın gerçek oyuncuları eşlik ediyor şimdilerde.

Bir kanal boyu oturup içimi, kendimi, ruhumu dinlendim, dinlendim. Şarkı söyledim, kullanmadığım halde bir sigara tüttürdüm. Bir günlüğüne dünyadan ve benliğimden ayrı, tüm hücrelerime kadar yayılan çocuksu bir mutluluk içinde buldum kendimi.

Bir yere ilk gidişinizde sanırım sadece gidiyorsunuz. Keşfetmek, yaşamak biraz bilmekle anlam buluyor. Yine olsa yine giderim. Venedik’ i akşam da görmek, San Marco meydanının serinliğinde kahve içmek, kanallara yansıyan ışıkları görmek isterim.

Rönesansın beşiğinden alınması gereken, yazma eyleminin simgesi Divit alınmalıydı. -Sonra-lar tuttu beni. Sonra bulamadım divit. Sonraya bırakmayalım hiçbir şeyi. Sonra bulamıyoruz !

Sevgi Dinçmen / 2017 Mayıs

Venedik- İtalya 

 

23

4 Responses

  1. N
    16 Haziran 2017
  2. Halababa
    19 Haziran 2017

Write a response