Gezi Günlükleri – PRAG “Bir Şehir Bir İnsan”

Eskiden, çok eskiden, internet bu denli hayatımızda yer etmemişken, kentlerin fotoğraflarını ancak bir kaç dergi kapağında görebiliyorken, yaşadığım bölgeden başka bir yer henüz görmemişken, dünyaya ve hayata dair pek de fikrim yokken Prag’ a gitmek istemiştim.

Prag /2015

İçinde kaybolmak istediğim, beni esir alan şehir  yüzyıllardır duruyordu yerinde. Göğe doğru yükselen katedralleri, görkemli kiliseleri, vltava nehri üzerine sıra sıra dizilmiş köprüleri, küçük kanalları, tekneleri, sarayları, heykelleri, müzeleri, meydanları, gerçek olamayacak kadar birbiriyle uyumlu renk renk kocaman çatılı binalarıyla pusların arasında yıllardır duruyordu. O sis bulutları sanki başka yollar açıyordu önümüzde. Kapılardan geçiyor, sislerinden geçiyor, yollardan geçiyor eskiye gidiyorduk. Öyle bir eski ki bilmediğimiz başka bir aleme, dar sokaklarıyla belki masal alemine ulaştırıyordu bizleri.

Prag / 2015

Sanatın ve tarihin iç içe geçtiği bu kentin caddelerinde dolaşırken pek çok esere aynı anda şahitlik ediyoruz. Prag’a egemen olan Gotik ve Barok mimarinin ezici üslubu, görkemli duruşu diğer tarafta rokokonun rengarenk evleri, zaman zaman kanlı sahnelerin yaşandığı tarihin izlerini yansıtan heykelleri ve bu heykelleri barındıran meydanları,  Rönesans akımıyla inşa edilmiş kalesi, Hanuş Usta’ nın zamana anlam katan masalsı anlatımıyla Astronomik Saat Kulesi,  geçmişte idamlara, şimdilerde sokak müzisyenlerine ev sahipliği yapan köprüleriyle bir mıknatıs gibi tarihin ve sanatın içine çekiyor gezginlerini.

Prag / 2015

Sanata dair üretilen her şey eksiklikten doğuyor. Farkındalığı olan insan eksikleri tamamlıyor. Düşünüyor, okuyor, yazıyor, çiziyor,  boyuyor, yontuyor, besteliyor. İşte bu tamamlama biçimi de sanatı ve sanatçıyı meydana getiriyor.  Sanatçı,  izler  taşıyor geçmişten günümüze.  Kendinden önce  var olan ve kendinden sonra da yaşanacak olan hayatları yaşıyor. Bütün duyguları; alışkanlıkları, mutlulukları, umutları, acıları, korkuları taşıyor nesilden nesle. Bir bayrak yarışçısı gibi. Tıpkı Kafka gibi…

Prag / 2015

En yakın arkadaşı olan Max Brod’ un ihaneti tanıttı bizlere Kafka’yı. Ve bir ihanet ancak bu kadar anlamlı olabilirdi. Çünkü yaşamı boyunca tüm yazdıklarını, imha etmesini vasiyet etmişti dostuna. Belki yine korktu. Kasvetli şehri gibi olan kasvetli dünyasını kendiyle beraber götürmek istedi. Bir şehir ve bir insan. Bu kadar aynı, bu kadar ayna olmuşlardı birbirlerine. Prag’ın üzerine düşen sis bulutları Kafka’nın gözlerinde vardı belki de. Pusdan belirsizleşen şehri gibiydi yaşamı. Var mıydı yok muydu ?

Prag / 2015

Baba baskısıyla gitmeyi, anne şefkatiyle gidememeyi ve bu ikilem arasında şekillenen bir ruhun izlerini aradım Prag’ da. Bir kaldırıma oturup eski meydana baktım. Sokak çalgıcılarının eşliğinde gezen halkı, turistleri, sevgilileri izledim. Bu şehrin ruhunu hissedebiliyorlar mıydı acaba? Ya da birbirlerinin ruhunu? Kafka ile Milena gibi birbirlerini görebilmişler miydi gözlerinde? Sahi Kafka bu kadar imkansız olmasa da Milenay’ı sever miydi? Ya da Milena gerçekten bu kadar imkansız mıydı? Sayılı görüşmeleri ve mektuplaşarak yaşamak zorunda kalmaları mı bu kadar derin bir hikayeye dönüştürmüştü aşklarını? Birbirlerine yazdıkları mektuplarda “bir ara bu konuda da yazarım/bunu yüz yüze konuşalım” diye yarım bıraktıkları neyi konuşmuşlardı? Cümleleri yarım, aşkları yarım, ömürleri bile yarım kalmıştı bu dünya da…

Franz Kafka /Milena’ya Mektuplar/171

            “Yanlış anlamalar içinde yaşıyoruz, sorularımız verdiğimiz cevaplarla değersizleşiyor. Artık yazışma işine bir son vermeli ve geleceği geleceğe bırakmalıyız”  (Milena’ya Mektuplar/308)

Korkuların içinde, umutsuzluk ve imkansızlıklarla kendini yoğuran, ilişkilerini çıkmazlarda yaşayan, adeta mutsuzluktan beslenen, hasta bir adamdı Kafka. Bütün eksiklerini edebiyatla tamamlamış ve dünyaya başyapıtlar armağan etmiş, eşsiz bir yazar aynı zamanda.

Prag / 2015

Bir şehri keşfetmek için biraz orada yaşamak gerekiyor. Benim ki bir uğrayıp görmek gibi oldu daha çok . Prag’a yine gitmeyi, tekrar görmeyi, uzun uzun sokaklarını adımlamayı, kaldırımlarında oturmayı, müzelerinde gezmeyi, köprülerinden geçmeyi, Nazım Hikmet’ in  ve Kafka’ nın uğrak yerlerinde kahve içmeyi ve bir tepeye çıkıp uzunca Prag’a bakmayı isterim.


Sevgi Dinçmen / 2015 Ekim

Prag – Çek Cumhuriyeti  


14

No Responses

Write a response