
Romus Romulus Efsanesi
Roma’nın kuruluşu Eneid’in öyküsüne dayanarak anlatılır. Alevler içinde yanan Troya’dan kaçan kahraman, Latium kıyılarına sığınır ve burada Lavinium kentini kurar. Uzun bir saltanat döneminin son kralı Numitor, kardeşi Amulius tarafından tahttan indirilir. Amulius, Numitor’un kızı Silvia’dan vesta (kutsal ateşin koruyucusu) olmasını ister. Bu durumda, bakire olarak kalacak; çocukları olmayacaktır. Silvia buna rağmen Romus ve Romulus adlı ikizleri dünyaya getirir ve babalarının Mars olduğunu ilan eder.
Amulius çocukların Tiber Nehri’nde boğdurulmasını emreder; ancak anneleri onları bir beşiğe koyarak nehre bırakır. Beşik, Palatium tepesinin eteklerine ulaşır. Burada dişi bir kurdun emzirdiği çocuklar, bir çoban tarafından yetiştirilir; doğumlarıyla ilgili sırrı öğrenince de, Amulius’u öldürüp büyükbabaları Numitor’u Alba tahtına oturturlar. Sonra da çoban Faustulus’un kendilerini bulduğu Palatium tepesinde kendi şehirlerini kurmaya karar verirler. Ancak hangisi kral olacaktır? Romulus kendi adını taşıyacak şehrin sınırlarını çizer. Şehir artık kurulmuştur. Alaycı davranan Romus bu sınırı geçince kardeşi Romulus tarafından öldürülür. Romulus da kurdukları yerleşimin lideri olur ve şehir onun ardından “Roma” ismini alır.
Mitler
Dişi kurt tarafından emzirilen ve büyütülen bebeklerle ilgili mit sadece Roma’da değil, Göktürk Destanında dişi kurt Asena olarak da karşımıza çıkmaktadır. Türk mitolojisinde kurt, sadece bir koruyucu değil, doğrudan soyun devamını sağlayan kutsal bir ata olarak kabul edilir.
Nehre bırakılan bebekler Mezopotamya, Mısır, Antik Yunan, Roma ve Hint mitolojilerinde farklı varyasyonlarla görülür.
Hz. Musa; İslami ve Tevrat’taki anlatıya göre, Firavun’un erkek çocukları öldürtme zulmünden kaçırmak için Hz. Musa annesi tarafından sazdan bir sepete konularak Nil Nehri’ne bırakılmış, ancak sepet Firavun’ un sarayına ulaşmış ve bebek sarayda büyümüştür.
Sargon (Akad Kralı): Mezopotamya mitolojisindeki en eski örneklerden biridir. Sargon’ un efsanesine göre annesi onu kamıştan bir sepete koyup nehre bırakmış, onu su taşıyıcısı bulup büyütmüştür.
Karna (Hinduizm) : Hint mitolojisinin en büyük destanı olan Mahabharata destanına göre Karna da doğduğunda bir sepete konularak nehre bırakılmış ve bir nehir kenarı ailesi tarafından evlat edinilmiştir.

Dünyada ki tüm mitler; aslında duygularımızı ve bilinçaltımızın simgesel olarak hikaye edilmesidir. Psikoloji biliminin kurucusu Freud, insan zihnini bir buzdağına benzetir. Suyun üzerinde kalan kısım bilinçli farkındalığımızı, suyun altındaki devasa kısım ise bilinçaltını temsil eder. Bastırılmış arzular, korkular ve travmatik anılar burada saklanır ve farkında olmadan davranışlarımızı yönlendirir. Freud’un öğrencileri Carl Gustav Jung’ un arketip teorisi ve Otto Rank’ın “Kahramanın Doğuş Miti” üzerine yaptığı psikanalitik çalışmalar, bu mitleri anlamamızda temel kaynaklardır.
İlk doğumu biyolojik ve sıradandır. İkinci doğumu ise sudan, yani bilinçdışından kurtarılarak gerçekleşen, ona ilahi veya efsanevi bir kimlik kazandıran simgesel doğumdur. Kahraman psikolojik olarak iki kez doğmalıdır. Bebeğin ailesinden kopup nehre bırakılması, bireyin toplumun ve ailesinin dayattığı kimlikten sıyrılıp kendi özgün kaderini yaşamak zorunda kalacağını sembolize eder.
Özetle; nehre bırakılan bebek aslında hepimizin içinde ki potansiyel kahramandır. Bebeğin sudan çıkması, bilincin uyanışıdır.
Görmek yetmiyor, anlamak için yaşamak gerekiyor. Kaç nesil, kaç savaş, kaç şair, kaç usta, kaç düşünce ve büyük bir imparatorluk geçmiş bu sokakları, meydanları arşınlamak gerekiyor.
Fotoğraflar: 2017 / Roma

Yorumlar
Düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.