Oyun Arkadaşım

Şükran’a

Bir oyun hayat;

Hayata da oyun oynayarak başlıyoruz aslında. Minik bir bebekken ilk öğrendiğimiz ellerimizle oynamak oluyor mesela. Oynayarak keşfediyoruz ellerimizi. Sonra yetmiyor kendi kendimize oynamak, illa bir oyun arkadaşı gerekiyor. İlk oyun arkadaşımız varsa annemiz, sonra babamız, kardeşlerimiz oluyor.

Hiç bir oyun ellerimizle oynamak kadar keşfedici olmayabiliyor. Boyama kalemleri ile tanıyoruz renkleri, yakar top oynayarak yakıyoruz ilk canımızı, kumdan kaleler yapıyoruz, kardan oyunlar oynuyoruz, evcilik oynayarak aile kurmayı öğreniyoruz belki de … Hem öğreniyoruz, hem oynuyoruz. Hem yoruluyor, yoruyor; hem kirletip, kirleniyor; hem eğlenip, eğlendiriyor; hem sevip, seviliyoruz. Paylaşmayı bile oyun oynayarak öğreniyoruz.

Git gide büyüyoruz. Git gide oyunlarımız da büyüyor. Git gide oyun arkadaşlarımız da çoğalıyor. Ellerimizin yerini, dostlarımız almaya başlıyor. Onlarla keşfetmeye başlıyoruz hayatı. Beraber geziyor, beraber gülüyor, beraber ağlıyor, beraber dertleşiyor, beraber sabrediyor, beraber aşık oluyor, beraber hayal kuruyor ve hatta küsüyor, barışıyoruz.

Şahit kılıyoruz hayatımızın her anına, anısına birbirimizi.

Yıllar akıp giderken değişen bizler gibi, hayatımız gibi, duygularımız gibi, ruhumuz gibi, oyunlarımız ve oyun arkadaşlarımız da değişiyor. Bazıları ise hiç gitmiyor, hiç gidemiyoruz onlardan. Biraz bizden oluyorlar,  biz biraz onlardan. Masum oyunlarımızın en büyük ortağı oluyorlar. Kardeş oluyorlar….

oyun arkadaşım

Çok güvendiğim, emin olduğum, değer verdiğim, bazen kavga ettiğim, derdimi ve en çok da göz yaşımı döktüğüm; Yol arkadaşım, kitap arkadaşım, şiir arkadaşım, fotoğraf arkadaşım, kader arkadaşım, “Şükran” duyduğum iyi ki doğmuş dediklerimdensin. Hiç eksilme hayatımdan.

~~~

99

No Responses

Write a response