Büyükannemin anlattıklarına göre falanca evlendiğinde, filanca öldüğünde, ekinler kalktığında, Atatürk’ün öldüğü günün ertesi gün … vs. Bir Kasım günü ceviz yaprakları düşerken doğmuş annem. Ailenin beşinci çocuğu, dördüncü kızı ve son tanesi… Çanakkale savaşında dedesi şehit düşmüş. Manifaturacı babası çok zor şartlarda yokluk ve yoksunluk içinde büyüdüğünden bu korkuyla büyütmüş çocuklarını. Hayal mayal ben de hatırlarım dedemi. Çok uzun boylu bir adam… Ananemle nokta ile virgül gibilerdi. Çok severlerdi birbirlerini. Oğlu olsun istemiş ananem, oğlunun yanına yoldaş diye doğurmuş annemi…
***
Dedem çocuklarının okumasını istemezmiş. Babası yazdırmayınca okula, gidip kendi yazılmış annem. Hayata ve ona dayatılana ilk karşı çıkması da böyle başlamış. İyi ki başlamış. Babamı tanımış çünkü, öğretmeni olan babamı. Diğer öğretmenleri okul birincisi olan annemin üst sınıflara devam etmesi için gayret ederken, babam dedemi ikna etmeye çalışmayarak arkadaşlarını şaşırtırmış. Onun hem öğretmeni, hem sevdiği, hem hayat arkadaşı olmaya talipmiş meğer.
***
Sonrası uzun hikaye, hayat işte! (merak edenler için yazının diğer yarısı burada)
Her şey iyiyken de başka şeyler buluyor insanı. Bunu en iyi Meral Okay ifade etmiş ve “En kötüsü de bir ölüye aşık olmak” demişti.
Okur okumaz annem gelmişti aklıma.
Ama insan yine de soruyor ‘bir ölüye aşık olmak, hiç aşık olmamaktan daha mı kötü?’
Çok küçüktüm, şarkılar dinlerdi duvarda asılı fotoğraflara bakarak. Kızdığı zaman bizi şikayet ederdi yine aynı fotoğraflara. Babamın şiir defterini verdi bir gün bana. İçinden de bir şiir seçti “KARADUT”
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum,
Gökte ararken yerde bulduğum,
Karadutum, çatal karam, çingenem,
Daha nem olacaktın bir tanem?
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın…
Büyüdük okullu olduk. Harçlık istedik okula giderken “Babanın cebinden al yavrum” diye seslenirdi. Sonra biz demeye başladık “Babamın cebinden alıyorum anne!” Ne Cebi bu derseniz; Babamın ceketinin cebi. Bir ceket ki hala durur gardrobunda. Hiç telaffuz edemeyeceğimiz o kelimeyi sürekli kullanır olduk ve bildik ki sadece bedeni yok babamın. Manen hep bizimle. Hayat arkadaşı hiç bırakmadı onun elini, öldüğünde bile unutulmaması bu nedenle.
***
Herkes babama benzediğimi söylese de ben adım gibi sevgiye benziyorum. Annem’le Babam’ın sevgisine.
Ailemize, kardeşlerime ve bana sevmeyi öğreten annem, ceketinin cebinden yokluğunda da harçlık aldığımız babam gibi bir sevgiye.
Hep olan ama hiç ulaşılamayan bir özlemle belki hep yarım kalarak, diğer yarısını bekleyen sevgiye!
Ya da özlemle beklenene kavuşulan ve tamamlanacak bir sevgiye.
Sevgi Dinçmen
Sevginin fotoğraf günlüğünden gri bir ankara sayfası – mayıs 2014




Selin Bahar
29 Mayıs 2014Merhaba Sevgi. (Hemen hemen aynı yaşlardayız, o yüzden isminizle hitap ettim) Sitenizi takip ediyorum. Hatta tekrar tekrar okuduğum yazılar ve günlükler var. Sizinle tanışmak çok iyi oldu. Aslen Londra’da yaşıyorum. Şimdilerde birkaç haftalığına Türkiye’ye geldim. İstanbulda iseniz yüzyüzüde tanışmak isterim. Bu yazınıza gelince ceketin cebinden harçlık alma kısmını çok anlayamadım ama kimdir bölümünü okuyunca çok algılayamasamda anlamaya çalıştım. Rahmetli olan babanızın ceketinin cebinden harçlık almak gibi mi? Bir de ‘bir ölüye aşık olmak, hiç aşık olmamaktan daha mı kötü?’ sorusu çok çarpıcı. Fotoğraflarınızı kendiniz mi çekiyorsunuz acaba yoksa hepsi alıntı mı? İyi günler dilerim. Başarılar…
sevgi
30 Mayıs 2014Merhaba Selin övgü dolu sözleriniz için çok teşekkür ederim. Doğru anlamışsınız hala ceketi ve dolu bir cebi vardır. Biz biliriz ki her evde olduğu gibi yaşamasa da babamız geçindirir bizim evimizi 🙂 Bu hüzünlerin içinde mutluluk var aslında insan çaresi yoksa yetinmeyi ve mutlu olmanın yollarını bulabilmeli. Fotoğraflar bana ait alıntı olanları belirtiyorum zaten. Ankara’ da yaşıyorum. Tanıştığımıza sevindim.
sadeben:) ce
29 Mayıs 2014“sonTANE”si…
sevgi
30 Mayıs 2014Hatırlar insan. Üç, beş sene sonra sıradanlaşmaz. Bir adres tarifinde bile çıkar karşına, hatırlatır bir yerlerden kendini. Sanki uzaktan bizi izliyormuş gibi. Liman gibi kalır. Sığınmak için hep ona, anılarına koşarsın. “En kötüsü de bir ölüye aşık olmak” bu hep aşık kalacağın anlamını da taşır …..